18 Şubat 2014 Salı

DEMİR ADAM/ BEBEKLE HAYAT VOL 1.

Eğer  bir bebek sahibiyseniz bilirsiniz ki kendinize ayıracak dakikanız kalmaz, çünkü bebekler filmlerdeki gibi saatlerce uyumaz!!! Hıııı uyuyanı yok mudur, vardır ama o uyurken de siz onun için bir takım faaliyetler içindesinizdir. Ne yapacağınızı şaşırırsınız acaba ev mi toparlanmalı yoksa çamaşırlar mı yıkanmalı, biriken ütüler ne olacak, eee evde yemek de yok, yoksa bir kahve alıp ayakları uzatıp uzun zamandır izleyemediğiniz dizi mi izlenmeli, boş boş televizyona mı bakmak en iyisi, yo yooo en iyisi internette gezinmek , biriken binlerce maili temizlemek ya da uyumalı mı acaba???? Eyyyy sen bebek sahibi olmayı düşünen kişi “ben çocuğumu hayatıma dahil edicem onun için hayatımı değiştirmeyeceğim. Gideceğim her yere götüreceğim, bla bla bla…” diyorsan bilki gerçekler öyle değil…  Düşün ki hafta sonu arkadaşlarınla brancha gidiyorsun..  Evden çıkma faslına hiç girmeyeceğim o başka bir postun konusu olsun! J Evden eşin sen ve bebeğiniz Pazar kahvaltısı için çıktınız. Yolda koltuğunda oturmak istemedi, ağladı… Aldınız ve emzirdiniz bir taraftan da dua ettiniz “Allah’ım noluuurr uyusun” evet dualarınız kabul oldu ve uyudu.. Hedef noktasına vardığınızda eşiniz arabadan indi bebeğinizin arabasını çıkartmak için bagaj kapağını açtı, arabayı çıkarttı veee bagaj kapağının kapanma sesine bebeğiniz uyandıııı!!!! Tırınırınımmm round 1 bu bebeğin sakinleşmesi lazım!! Tekrar taktınız önlüğü emzirmeye başladınız.. Neyse ki sakinleşti ama artık o uyanık bir bebek… Neyse birsürü araştırma yapıp, bir dünya para vererek aldığınız arabasına bebeğinizi koydunuz, arkadaşlarınızın yanına ulaştınız.. Herkes bebeğinize bayılıyor, “ayyy ne şeker”, “ayyy yeriiiim ellere bak”, “ayyy bu kıyafete bayıldım” gibi yemeli yutmalı sevgi sözcükleri havada uçuşuyorJ Sonra bebeğiniz kucaktan kucağa sevgi  sözcüklerini kabul ederken birden küçücük midesindekileri çıkarıveriyor!!! Round-2 bebek bakım odasına gidip üstünün değiştirilmesi lazım. Tabi gittiğiniz yerde bebek bakım odası varsa! Neyse bebek bakım çantanızı kolunuza takıp, bebeğinizi de alıp yola düşüyorsunuz. Bebek bakım odasında bebeğinizin ihtiyaçlarını giderdikten sonra tekrar masaya dönüyorsunuz. Oooo bir muhabbet başlamış, kahkahalar gırla gidiyor. Garson sizin de çayınızı getiriyor, siz de bebeğinizi arabasına koyup kahvaltıya başlama arzusuyla yanıp tutuşuyorsunuz. Round 3 bebek arabasına koyduğunuz bebeğiniz ağlamaya başlıyor!!! Eee tabi o orda ağlarken siz tabağınızı dolduramayacağınız için, minicik yavrunuzu kucağınıza alıp başlıyorsunuz restoranda gezmeyeJ Eeee karnı tok, altı temiz sadece yatmak istemiyor küçük melek… Neyse eşiniz kahvaltısının bir bölümünü bitirene kadar siz bebeğinizle “aaa bak oğlum burda ne varmışşşş!!”  “uzunmuuuşş, kırmızıymıışş, ayyy ne tatlıymışşş” gibi tanıtıcı cümlelerle bebeğinizle geziniyorsunuz… Arada masanıza dönüyorsunuz, azıcık da olsa sohbeti yakalamak umuduyla.. Tabi oturabiliyor musunuz hayır! Ayakta “hopbidi hopbidi” modundan, “eeee eee eee” moduna geçiş yaparak eşinizin ağzınıza verdiği lokmaları yutuyorsunuz. Sonra baba bu halinize dayanamayıp yanınıza geliyor “hadi sen otur bi şeyler ye” diyor. Siz de sonunda tabağınızı doldurup masaya oturuyorsunuz ve başlıyorsunuz sohbete “ayy gündüz hiç uyumuyo”, “dün bir kahkahalar attı bak videosunu izleteyim”, “Geçen gece bir gaz sancısı oldu sabahı zor ettik”…. “Acaba sütüm mü azaldı daha çok emmek istiyor”… Gördüğünüz gibi sohbetinize de doyum olmuyor J sonra bir ağlama sesi yanınıza doğru yaklaşıyor.. Round 4  bebeğinizin size ihtiyacı var ve emmek istiyor.. Hadi bakalım tekrar bebek bakım odasına, emzir, altını değiştir derken yarım saat geçiyor… Tekrar masaya gelip arabasına koyup sallayarak uyutmayı deniyorsunuz ama olmuyor olmuyor olmuyoooorrr!!! Bu arada arkadaşlarınız birer kahve söylemiş, sohbetin doruklarındalar… Round 6 bebeğiniz uyumadığı gibi sakinleşmiyor da!! Sakinleştirmenin tek yolu vaarrrr!! Hadi bakalım bebek bakım odasına…. İsterseniz burada senoryomu bırakayım. Tabi tam tersi de olabilir, arabadan inerken uyanmayıp uzun bir uykuda çekebilir. Ama bu uyku sizin orada ki tüm zamanınızı kaplayamayacağı için birkaç kere emzirme ve alt değiştirme faaliyetlerine girişmek zorunda kalırsınız. Sonuç olarak ne karnınız doyar ne ruhunuz…Şimdi söyleyin bakalım hayatınız eskisi gibi devam ediyor mu etmiyor mu? Ben o çok büyük büyük laflar edenlerdendim “Aman canım bebekle evden çıkmak da ne var alır çocuğunu çıkarsın!!!!” “ Çocuk sosyal aktivitelerinize engel olmamalı, hayat eski rutininde devam etmeli!!” Eveeet öğrendim ki “annelik tükürdüğünü yalama” sanatıymış!” Tabi bir şey daha öğrendim ki dünyada kimseleri böyle sevemezsin… yok böyle bir aşk…Hem canınıza okuyor hem de onun için yanıp tutuşuyorsunuz… Alın size ebedi aşk….
 
Demir biz bunları yaşarken 3-4 aylıktı.. Her dışarı çıkışımızda bir daha çıkmayacağım diyerek eve dönüp, 3. günün sonunda hadi bir kere daha deneyelim diyordum:) Şimdi Demir 9. ayını tamamladı (Düzeltilmiş 8 ay) çevreye olan ilgisi, oturma süresi arttı, uyku süresi kısaldı!!! Şimdi nasıl mı? Cevabı Vol. 2'de :))
Sevgiler...

14 Şubat 2014 Cuma

EN GÜZEL BLOG YARIŞMASI

Bir blogger olarak ilk yarışmama katılıyorum:) blog deposu en güzel blogu seçiyor!!  Siz de katılmak isterseniz http://blogdeposu.blogspot.com.tr/2014/02/en-guzel-blog-yarismasi.html  adresini hemen tıklayın:)
Blogumda artık ağırlıklı olarak anne-bebek konularında yazdığım için "Aile Blogları" kategorisinde katılıyorumm!! Bloguma şans dileyin:) 

DEMİR ADAM'IN KİTAPLIĞI/ BEETHOVEN DUYGU MAKİNESİ


Demir Adam’ın kitaplığında bu hafta tam da sevgililer gününe yaraşır bir kitap var :)

 

Bay Majör’le Klasik müzik masalları serisinden “Beethoven Duygu Makinesi”
 
 

Kitabımızın kahramanı Bay Majör’ün, mucit arkadaşı Bay Tornavida'nın “duygu makinesi”ni icat etmesi ile hikayemiz başlıyor. Peki bu makine nasıl çalışıyor dersiniz. Elbette ki müzikle:) Sonra mı? Hangi müzik bu makinayı çalıştırabilir derken Beethoven’ın CD’si gözlerine çarpıyor ve Beethoven’ın hayatı ve eserleri içinde büyüleyici bir yolculuğa başlıyorsunuz.
 
 

Ben bu kitaba kelimenin tam anlamıyla bayıldım. Bu dizinin tüm kitaplarını oğluma almaya karar verdim. Çok güzel bir kurgu içinde Beethoven ve parçaları hakkında bilgi veriyor. Kitabın bir de CD’si var. Bu CD’den hem masalı çocuklarınıza dinletebilir hem de Beethoven’ın en ünlü eserlerini dinleyebilirsiniz.
 

Bu kitap Demir Adam’ın yaş ve gelişim düzeyine uygun değil ama CD’de yer alan parçalar oyun oynarken bize eşlik ediyor. Gelecekte de severek okuyacağını/okutturacağını düşünüyorum.

Kitabın Yazarı: Neşe Türkeş

Yayın Evi: Doğan Egmont Yayınları

Kaç yaş okusun: 6-11 yaş

Ben nereden aldım: Dost kitap Evi
 
 Çocuğunuz bu gece bu kitabı okuyarak, müziklerini dinleyerek huzurlu, mutlu bir uykuya dalabilir :) Hem size de biraz vakit kalmış olur ;) 
 Herkesin sevgililer gününü kutluyoruzz:)) romantik müziklerin eşlik ettiği aşk dolu, mutluluk dolu bir gün diliyoruz:))
Sevgiler...

10 Şubat 2014 Pazartesi

HAMİLELİK/ DOĞUMDAN SONRA KİLOLAR...


“Ah şekerim bizim genetiğimiz 34 beden o nedenle 44 bedenle doğuma girip 34 beden çıktım!!” demeyi çoookkk isterdim. Ama maalesef bizim genetik 40-42 beden :) O nedenle doğum kilolarımdan kurtulmak için biraz çaba sarf ettiğimi itiraf ediyorum.
Doğumdan sonra eve geldiğimde pantolonlarım ve eteklerim dizimin biraz üzerinde sıkışıp kalıyordu. Hadi emzirdiğim için elbiseler olmuyor, düğmeler kapanmıyor da bu pantolon ve eteklere ne oluyordu!! Koca bir dolap dolusu kıyafetin içinden bir tane olan yoktu!! Bir de aynadaki görüntü var tabi!! Hamileyken göbekten başka bir şey görmeyip, o göbeği delicesine seviyorsunuz… O göbeğin içi boşalınca ise yanlarda bıngıl bıngıl sarkan yağlar ve yumuşacık bir göbekle karşı karşıya kalınca insan bir şok oluyor. Zaten hormonların durumu karışık, bir ağlıyor bir gülüyorsunuz bir de bu görüntü üstüne tuz biber oluyor…
Neyse nasıl olsa emzirerek zayıflayacağım için kısa bir sürede eski formuma kavuşurum diye kendimi avuttum. Ben doğuma 76 kilo ile gittim eve geldiğimde ise 70 kiloydum. İki hafta içinde 66 kiloya düştüm. Evet emzirerek zayıflıyordum… Ama sonra aylarca baskülün ibresi 66’dan aşağı bir türlü inmedi. Tabi bunda sütüm çoğalsın diye içtiğim malt içeceklerinin de etkisi büyük. Hatta bir ara tekrar kilo almaya bile başladım!!
Baktım ki böyle olmayacak, Demir Adam 5 aylık olduğunda ben de günde 5 km yürümeye başladım. Annem de bu yürüyüşlerde bana eşlik etti. Bazen Demir ve babamda bize katıldı. Aman Demir ağlamadan yürüyüşü tamamlayalım diye 5 km’yi 45 dk’da yürüyor muyduk, koşuyor muyduk belli değil!!... Hedefim belliydi… İşe başlamadan kıyafetlerimin içine girmek. Bir de pastane ürünlerini, paketli gıdaları, hamur işini hayatımdan çıkardım. 3 öğün yemeğimden hiç taviz vermedim. Evde ne yemek varsa dolu dolu yedim. Sonuçta süt veren bir anneyim ki o süt için ne mücadeleler verdim bir başka postun konusu olsun. Bir de her gün kahvemin yanında iki parça bitter çikolatamı da yemeyi ihmal ettim:)
 Sonuç mu??

6 Şubat 2014 Perşembe

DEMİR ADAM'IN KİTAPLIĞI/ HAYVANAT BAHÇESİ


Bu hafta “Demir Adam’ın Kitaplığı”nda tam bebeklere göre bir kitap var :) Kitabımızın adı “Hayvanat Bahçesi” Bu aynı zamanda bir dişleme kitabı :) Aşağıda görüldüğü üzere bizim kitap da biraz dişlenmiş!



Kitabın her bir sayfasında bir hayvanın resmi var ve altında hangi hayvan olduğu yazıyor. 



Siz bebeğinize bu hayvanları tek tek gösterebilir, seslerini çıkarabilirsiniz. Tabi flamingo, tukan (bir kuş türü), penguen seslerini nasıl çıkarırsınız sizin yaratıcılığınıza kalmış:)




Bebeğiniz bu kitabı 5. aydan sonra kolaylıkla kavrayabilir, çevirip sağına soluna bakabilir, sallayıp sesini dinleyebilir.



 7. aydan sonra ise sayfalarını çevirerek inceleyebilir. Ama fazla bir beklentimiz olmasın minicik parmaklardan iki-üç sayfa birden/aynı anda çevirebilir :)

Bir de bu kitabın sadece üst kısmındaki kulakları değil, her yerini dişleyerek tam bir kitap kurdu olabilir:)

Kitabın Yayın Evi: Doğan Egmont Yayıncılık

Ben Kitabı Nereden Aldım: D&R

Kaç yaş okusun: 5-18 ay

Miniklere bol dişlemeli, keyifli okumalar diliyoruz:)

1 Şubat 2014 Cumartesi

DEMİR ADAM'IN KİTAPLIĞI/ HAFTANIN KİTABI

Bir çocuk gelişimci olarak “Çocuk Edebiyatı” her zaman ilgimi çeken bir alan olmuştur. Tabiki bunda asistanlık yıllarımda bu dersi uzun yıllar asiste etmemin etkisi büyük:)
Her kitapçıya gidişimde mutlaka birkaç resmli çocuk kitabını inceler, okur bazen de bir iki tanesini alır çıkarım. Bu ilgim Demir’in doğumundan sonra elbette  daha da arttı. Şimdiden oğlumun küçük bir kitaplığı var:)
Bu nedenle her hafta bir çocuk kitabını #Demir Adam’ın Kitaplığı başlığı altında tanıtmaya karar verdim. Tabi hepsi Demir’in şu anki gelişim düzeyine uygun değil. Bazılarını 3 yaşında, bazılarını 5, bazılarınıysa  6 yaşında okuyacak.



Eveett ilk kitabımız oğlumun en sevdiği kitap “Sevimli Sesli Kitabım Çiftlik”. Bu kitap Muslu Ailesinden bize hediye:) Çok teşekkür ediyoruz…

Kitap bebeklik dönemi, hatta bir yaşın ilk yarısı için çocukların ilgisini çekebilecek nitelikte. Bir çok sesli kitabın aksine sesleri ve müziği çok güzel. Çiflik hayvanlarını ve seslerini tanıtıyor. Fakat civciv sayfasında bir horoz sesi var! Horozun kendisi yok!! Tamam biz civcivin oluşumunda horozun rolünü biliyoruz fakat minik yavru nerden bilecek!!:)) Bir de çiflik hayvanlarımıza baykuşu da dahil etmişler!!:)) 
Herşeye rağmen oğlum bu kitaba bayılıyor:) Minnoşlara keyifli okumalar...

30 Ocak 2014 Perşembe

SANISH'IN YEPYENİ BLOG TASARIMI :)

Sonunda blogum içime sinen bir şekle şemale büründü:) Klasik şablonlarda bir türlü kendimi bulamazken birden karşıma Blogger Tasarım (bloggertasarimi@gmail.com) çıktı ve iki günde tam gönlüme göre bir bloga sahip olmamı sağladı. Aslında bir günde de bitebilirdi ama ben arka raftaki süslerden, bebeğin saçının taranışına kadar bir sürü ayrıntı ile uğraştığım için iki gün sürdü. Blogger Tasarıma çok teşekkür ediyor ve blogumu yeni görünümüyle sizlerin ilgisine sunuyorum…
 
 
 
 

DEMİR ADAM/ SANISH DOĞUM YAPMISH!!!


Sanish Hamileymish postunda da yazdığım gibi (http://sanishneyapmish.blogspot.com.tr/2014/01/sanish-hamileymish.html) fazla yemekten göbeğim mesaneme baskı yapıyor ve o nedenle idrarımı tutamıyorum zannetmiştim. Bütün gece tuvalet ve yatak arasında mekik dokurken “ne vardı o kadar yiyecek” diye kendime kızdım durdum. Daha sonra da idrar yolu enfeksiyonu olduğuma karar verdim, çünkü artık yediklerimden eser kalmamıştı. Sabah 08.40’da dersim vardı acaba ona gidip daha sonra mı doktora gitsem yoksa dersi mi iptal etsem diye düşünüp durdum. Neyseki önce doktora gitmişim!!
Giderken annemi aradım bana “sakın suyun gelmiş olmasın” deyince “yok canım ne alakası var belki de idrar yolu iltihabı oldum ben” dedim. Hastaneye ulaştığımızda sekreter kızlarda suyunuz gelmiş olabilir dediğinde ben hala “İdrar yolu enfeksiyonu” sayıklıyordum, öyleki  doktorum gelip “her şey çok yolunda gidiyordu ama” deyince bile ben hala “heralde idrar yolu enfeksiyonu oldum “ dedim. O kadar emindim ki suyumun gelmediğinden doktor ultrasonla bakarken, her kontrolde olduğu gibi, eşime de görüntüleri kayda almasını bebeğimizi göreceğimizi söyledim… İşte o görüntüler…
http://www.youtube.com/watch?v=80cDCL8wqeQ

Su yok, burda da yok, burda da yok, burda da!!!!Şok şok şok!!! “Bu bebek bugün doğacak” dediğinde doktorum, ben ne dedim biliyor musunuz? “Ama benim geceliğim bile yok!” Allah o gün bana bir saflık verdi, iyi ki de verdi:) Yaw bebek 1,5 ay erken doğuyor, nefes alır mı, sağlıklı olur mu, kuvezde kalır mı bi onu düşün neymiş geceliğim yokmuş!! Neyse doktorum büyük bir sakinlikle yandaki bebek mağazasından gecelik alabileceğimi (!) söyledikten sonra “bebeğim ölür mü” diye sordum. Birden doktorum gözlerini kocaman açtı, tahtaya vurdu ve bana “bu bebek doğar ve yaşar, belki birkaç gün kuvezde kalması gerekebilir” dedi. işte bana “bu bebek yaşar” dedi ya bütün gün bu cümle kulaklarımda çınladı. Hala da ilk günkü gibi kulaklarımda…
Ama geceliğim bile yoktu… Her şeyi doğum iznimde yapacaktım. Başıma ne takacağım, nasıl bir gecelik giyeceğim, hastane odası nasıl süslenecek, ikramlar ne olacak, hangi fotografçı doğum fotoraflarını çekecek hepsi aklımdaydı… Ama  o anda hepsi anlamını yitirdi…Tek bir şey istiyordum, bebeğim doğduğu anda nefes alsın… Doktorum bana bebeğin ciğerlerinin gelişimini sağlamak ve bebeği enfeksiyondan korumak için iki iğne yaptırdı ve “en iyi yoğun bakım anne karnıdır, akşama kadar bekleyeceğiz” dedi. Peki ben ne dedim biliyor musunuz “Armada’ya gidebilir miyim?” diyorum ya bir saflık çöktü!! Adam bana su bile içmeyeceksin diyor, ben bir kahve bile içemez miyim diyorum!!
Hastanedeki tüm odalar dolu olduğu için biz koridordaki koltuklarda öğleden sonraya kadar bekledik. Arada doktorun odasına gidip kalp atışlarını dinledik…Bu arada herkese haber verdik, herkes koşa koşa hastaneye annem,babam, abim ve eşi ise koşa koşa alışverişe gitti. Malum bana gecelik lazım, o da bu gece lazım :)
Hiç ağlayıp sızlanmadım mı tabiki ağladım ne yapacağımı bilemedim. Ama sonra birden “bu bebek doğar ve yaşar” cümlesi kulaklarımda çınlamaya başladı… Doğacak ve yaşayacaktı zaten biz onun adını “Demir” koyacaktık. Adı gibi olacaktı,güçlü, sağlıklı...
                                                                                                                         
Akşam 18.00’da beni ameliyathaneye aldılar… Epduralim takıldı, zerre kadar canım acımadı… Ameliyat ekibi o kadar iyiydi ki bana çok destek oldular. Doktorum gelip gözlerimin içine baktı ve nasılsın diye sordu. Cevabım “korkuyorum” oldu…  evet korkuyordum ve gün boyu bu duygumu baskılayıp durmuştum… Epiduralim biraz eksik yapılmış, bu yüzden beni azıcık bayıltmışlar. İşte bana nasıl bir ilaç  yaptılarsa doğumdan sonra sürekli bir Gül Hanım (anestezi uzmanı) sayıklayıp, durmuşum! “Gül Hanım nerde?”, “Gül Hanım çok teşekkür ederim”, “Gül hanım benim elimi tuttu”, “Gül Hanım benim başımı okşadı”, “Tamer Bey nerde?”, “Tamer bey çok teşekkür ederim”, “Aşkım bak oğlumuz oldu”…. Neyse ki bunların hiçbirini hatırlamıyorum ! :))))
 Tabi tek hatırlamadığım bunlar değil. Bebeğimin ilk çıktığı anı da kaçırdım, ama gözümü açtığımda bebeğim yanımda avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Eşim de ameliyathanede yanımızdaydı. Bebeğimiz nefes alıyordu evet “doğmuştu ve yaşıyordu” bundan daha büyük bir mutluluk yoktu… İşte o an…

Ağlıyordu, avazı çıktığı kadar bağırıyordu!! Bebeğinin ağlamasının anneyi mutlu ettiği tek an...


Doğar doğmaz kucağıma alamadım, koklayamadım ama nefes aldığını görmek bu hayatta tattığım en büyük mutluluktu...Tabi bebeğimi odaya getirmediler, 2 gün kuvezde kaldı.. İlk yakından görüşüm eşim getirdiği fotograflarla oldu...İlk gördüğüm fotograflarından birisi...


Bir anneye yavrusu ne kadar güzel gelirmiş o gün anladım... Ben anestezinin etkisi geçer geçmez, sabah 05.00’da, onu görmeye gittim. İlk defa emzirdim. 


Minik yavrum çok zor emiyordu ama emiyordu.. İki cok cok yapıp yoruluyordu, hemen uykuya dalıyordu… Çok zayıftı, 2100 gr doğdu, 1946 gr olarak taburcu oldu ve bizimle beraber evimize geldi. 2 gün önce çıktığımız kapıdan, kollarımızda bebeğimizle döneceğimiz hiiiçç aklımıza gelmezdi... İşte anne baba olarak yepyeni hayatımız böyle başladı...
Bu arada birsürü çikolatam ve hediyelerim oldu doğumdan sonra...hatta kapı süsüm, ziyaretçilerime hediyelerim bile oldu... Ne kadar sevildiğimi ve şanslı olduğumu bir kez daha anladım... O gün yanımızda olan ailelerimiz, tüm dostarımız, akrabalarımız, hocalarımız hepinize ne kadar teşekkür etsek az...
Bu yazının ana fikri 1. Su dediğin öyle foşur foşur gelmeyebiliyormuş!
Bu yazının ana fikri 2. Hamilelik dönemi öyle savsaklamaya gelmez hemen geceliğinizi, terliğinizi alın:)





27 Ocak 2014 Pazartesi

DEMİR ADAM/SANISH HAMILEYMISH!!! :))


http://www.youtube.com/watch?v=Ff4qGOoyFZ8
İşte hayatımı değiştiren ses bu linkte saklı… Tam 9 hafta 6 günlük hamileyim!!! İçimden tren yolu geçiyor sanki… kalbi olan küçücük bir noktacık O :)) İşte bizim hayatımız içimde atmaya başlayan bu kalple yeni bir forma kavuştu:)

Demir, namı diğer “Demir Adam”ın içimdeki varlığımı öğrendiğimde kendisi henüz 5 haftalıktı. Hep hamile olunca idrar testi yapıp fotoğrafını çekeceğimi düşünmüştüm fakat hiç idrar testi yapmadım. Ben de kan tahlilimin sonucunu çektim artık ne yapalım:)


                           Bu arada yukarıdaki tahlil sonucunda doğum tarihim yanlış yazılmış!!:))

17 Ocak 2014 Cuma

SANISH/ YENİDEN MERHABA


Sonunda beklenen gün geldiiii :) Bloguma yeniden yazmak için hep fırsat yaratmaya çalışıyordum, fakat hep bir mazeretim vardı! En sonunda bu cuma şeytanın bacağını kırmaya karar verdim:)Veee  sizlere bu cuma yeniden merhaba diyorum...
Cuma günleri oldum olası en sevdiğim gündür ve ne tesadüftür ki hep hayatımı değiştirecek ya da beni şaşırtacak olaylar Cuma günleri başıma gelir.. Bu yüzden olsa gerek hep Cuma günü doğum yapacağımı düşünmüştüm… Bir Cuma sabahı sancılanıp  aniden hastane yollarına düşebileceğimi ya da bir Cuma sabahı gidip sezeryanla doğum yapabileceğimi… Öyle olmasa, Aceleci oğlum Çarşamba gelmeyi tercih etse de  Cuma günü minicik bebeğim kuvezden çıkarak kollarım da bizimle beraber evimize geldi… Yani bu konuda da Cumaya hakkını vermek lazım:))