6 Şubat 2014 Perşembe

DEMİR ADAM'IN KİTAPLIĞI/ HAYVANAT BAHÇESİ


Bu hafta “Demir Adam’ın Kitaplığı”nda tam bebeklere göre bir kitap var :) Kitabımızın adı “Hayvanat Bahçesi” Bu aynı zamanda bir dişleme kitabı :) Aşağıda görüldüğü üzere bizim kitap da biraz dişlenmiş!



Kitabın her bir sayfasında bir hayvanın resmi var ve altında hangi hayvan olduğu yazıyor. 



Siz bebeğinize bu hayvanları tek tek gösterebilir, seslerini çıkarabilirsiniz. Tabi flamingo, tukan (bir kuş türü), penguen seslerini nasıl çıkarırsınız sizin yaratıcılığınıza kalmış:)




Bebeğiniz bu kitabı 5. aydan sonra kolaylıkla kavrayabilir, çevirip sağına soluna bakabilir, sallayıp sesini dinleyebilir.



 7. aydan sonra ise sayfalarını çevirerek inceleyebilir. Ama fazla bir beklentimiz olmasın minicik parmaklardan iki-üç sayfa birden/aynı anda çevirebilir :)

Bir de bu kitabın sadece üst kısmındaki kulakları değil, her yerini dişleyerek tam bir kitap kurdu olabilir:)

Kitabın Yayın Evi: Doğan Egmont Yayıncılık

Ben Kitabı Nereden Aldım: D&R

Kaç yaş okusun: 5-18 ay

Miniklere bol dişlemeli, keyifli okumalar diliyoruz:)

1 Şubat 2014 Cumartesi

DEMİR ADAM'IN KİTAPLIĞI/ HAFTANIN KİTABI

Bir çocuk gelişimci olarak “Çocuk Edebiyatı” her zaman ilgimi çeken bir alan olmuştur. Tabiki bunda asistanlık yıllarımda bu dersi uzun yıllar asiste etmemin etkisi büyük:)
Her kitapçıya gidişimde mutlaka birkaç resmli çocuk kitabını inceler, okur bazen de bir iki tanesini alır çıkarım. Bu ilgim Demir’in doğumundan sonra elbette  daha da arttı. Şimdiden oğlumun küçük bir kitaplığı var:)
Bu nedenle her hafta bir çocuk kitabını #Demir Adam’ın Kitaplığı başlığı altında tanıtmaya karar verdim. Tabi hepsi Demir’in şu anki gelişim düzeyine uygun değil. Bazılarını 3 yaşında, bazılarını 5, bazılarınıysa  6 yaşında okuyacak.



Eveett ilk kitabımız oğlumun en sevdiği kitap “Sevimli Sesli Kitabım Çiftlik”. Bu kitap Muslu Ailesinden bize hediye:) Çok teşekkür ediyoruz…

Kitap bebeklik dönemi, hatta bir yaşın ilk yarısı için çocukların ilgisini çekebilecek nitelikte. Bir çok sesli kitabın aksine sesleri ve müziği çok güzel. Çiflik hayvanlarını ve seslerini tanıtıyor. Fakat civciv sayfasında bir horoz sesi var! Horozun kendisi yok!! Tamam biz civcivin oluşumunda horozun rolünü biliyoruz fakat minik yavru nerden bilecek!!:)) Bir de çiflik hayvanlarımıza baykuşu da dahil etmişler!!:)) 
Herşeye rağmen oğlum bu kitaba bayılıyor:) Minnoşlara keyifli okumalar...

30 Ocak 2014 Perşembe

SANISH'IN YEPYENİ BLOG TASARIMI :)

Sonunda blogum içime sinen bir şekle şemale büründü:) Klasik şablonlarda bir türlü kendimi bulamazken birden karşıma Blogger Tasarım (bloggertasarimi@gmail.com) çıktı ve iki günde tam gönlüme göre bir bloga sahip olmamı sağladı. Aslında bir günde de bitebilirdi ama ben arka raftaki süslerden, bebeğin saçının taranışına kadar bir sürü ayrıntı ile uğraştığım için iki gün sürdü. Blogger Tasarıma çok teşekkür ediyor ve blogumu yeni görünümüyle sizlerin ilgisine sunuyorum…
 
 
 
 

DEMİR ADAM/ SANISH DOĞUM YAPMISH!!!


Sanish Hamileymish postunda da yazdığım gibi (http://sanishneyapmish.blogspot.com.tr/2014/01/sanish-hamileymish.html) fazla yemekten göbeğim mesaneme baskı yapıyor ve o nedenle idrarımı tutamıyorum zannetmiştim. Bütün gece tuvalet ve yatak arasında mekik dokurken “ne vardı o kadar yiyecek” diye kendime kızdım durdum. Daha sonra da idrar yolu enfeksiyonu olduğuma karar verdim, çünkü artık yediklerimden eser kalmamıştı. Sabah 08.40’da dersim vardı acaba ona gidip daha sonra mı doktora gitsem yoksa dersi mi iptal etsem diye düşünüp durdum. Neyseki önce doktora gitmişim!!
Giderken annemi aradım bana “sakın suyun gelmiş olmasın” deyince “yok canım ne alakası var belki de idrar yolu iltihabı oldum ben” dedim. Hastaneye ulaştığımızda sekreter kızlarda suyunuz gelmiş olabilir dediğinde ben hala “İdrar yolu enfeksiyonu” sayıklıyordum, öyleki  doktorum gelip “her şey çok yolunda gidiyordu ama” deyince bile ben hala “heralde idrar yolu enfeksiyonu oldum “ dedim. O kadar emindim ki suyumun gelmediğinden doktor ultrasonla bakarken, her kontrolde olduğu gibi, eşime de görüntüleri kayda almasını bebeğimizi göreceğimizi söyledim… İşte o görüntüler…
http://www.youtube.com/watch?v=80cDCL8wqeQ

Su yok, burda da yok, burda da yok, burda da!!!!Şok şok şok!!! “Bu bebek bugün doğacak” dediğinde doktorum, ben ne dedim biliyor musunuz? “Ama benim geceliğim bile yok!” Allah o gün bana bir saflık verdi, iyi ki de verdi:) Yaw bebek 1,5 ay erken doğuyor, nefes alır mı, sağlıklı olur mu, kuvezde kalır mı bi onu düşün neymiş geceliğim yokmuş!! Neyse doktorum büyük bir sakinlikle yandaki bebek mağazasından gecelik alabileceğimi (!) söyledikten sonra “bebeğim ölür mü” diye sordum. Birden doktorum gözlerini kocaman açtı, tahtaya vurdu ve bana “bu bebek doğar ve yaşar, belki birkaç gün kuvezde kalması gerekebilir” dedi. işte bana “bu bebek yaşar” dedi ya bütün gün bu cümle kulaklarımda çınladı. Hala da ilk günkü gibi kulaklarımda…
Ama geceliğim bile yoktu… Her şeyi doğum iznimde yapacaktım. Başıma ne takacağım, nasıl bir gecelik giyeceğim, hastane odası nasıl süslenecek, ikramlar ne olacak, hangi fotografçı doğum fotoraflarını çekecek hepsi aklımdaydı… Ama  o anda hepsi anlamını yitirdi…Tek bir şey istiyordum, bebeğim doğduğu anda nefes alsın… Doktorum bana bebeğin ciğerlerinin gelişimini sağlamak ve bebeği enfeksiyondan korumak için iki iğne yaptırdı ve “en iyi yoğun bakım anne karnıdır, akşama kadar bekleyeceğiz” dedi. Peki ben ne dedim biliyor musunuz “Armada’ya gidebilir miyim?” diyorum ya bir saflık çöktü!! Adam bana su bile içmeyeceksin diyor, ben bir kahve bile içemez miyim diyorum!!
Hastanedeki tüm odalar dolu olduğu için biz koridordaki koltuklarda öğleden sonraya kadar bekledik. Arada doktorun odasına gidip kalp atışlarını dinledik…Bu arada herkese haber verdik, herkes koşa koşa hastaneye annem,babam, abim ve eşi ise koşa koşa alışverişe gitti. Malum bana gecelik lazım, o da bu gece lazım :)
Hiç ağlayıp sızlanmadım mı tabiki ağladım ne yapacağımı bilemedim. Ama sonra birden “bu bebek doğar ve yaşar” cümlesi kulaklarımda çınlamaya başladı… Doğacak ve yaşayacaktı zaten biz onun adını “Demir” koyacaktık. Adı gibi olacaktı,güçlü, sağlıklı...
                                                                                                                         
Akşam 18.00’da beni ameliyathaneye aldılar… Epduralim takıldı, zerre kadar canım acımadı… Ameliyat ekibi o kadar iyiydi ki bana çok destek oldular. Doktorum gelip gözlerimin içine baktı ve nasılsın diye sordu. Cevabım “korkuyorum” oldu…  evet korkuyordum ve gün boyu bu duygumu baskılayıp durmuştum… Epiduralim biraz eksik yapılmış, bu yüzden beni azıcık bayıltmışlar. İşte bana nasıl bir ilaç  yaptılarsa doğumdan sonra sürekli bir Gül Hanım (anestezi uzmanı) sayıklayıp, durmuşum! “Gül Hanım nerde?”, “Gül Hanım çok teşekkür ederim”, “Gül hanım benim elimi tuttu”, “Gül Hanım benim başımı okşadı”, “Tamer Bey nerde?”, “Tamer bey çok teşekkür ederim”, “Aşkım bak oğlumuz oldu”…. Neyse ki bunların hiçbirini hatırlamıyorum ! :))))
 Tabi tek hatırlamadığım bunlar değil. Bebeğimin ilk çıktığı anı da kaçırdım, ama gözümü açtığımda bebeğim yanımda avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Eşim de ameliyathanede yanımızdaydı. Bebeğimiz nefes alıyordu evet “doğmuştu ve yaşıyordu” bundan daha büyük bir mutluluk yoktu… İşte o an…

Ağlıyordu, avazı çıktığı kadar bağırıyordu!! Bebeğinin ağlamasının anneyi mutlu ettiği tek an...


Doğar doğmaz kucağıma alamadım, koklayamadım ama nefes aldığını görmek bu hayatta tattığım en büyük mutluluktu...Tabi bebeğimi odaya getirmediler, 2 gün kuvezde kaldı.. İlk yakından görüşüm eşim getirdiği fotograflarla oldu...İlk gördüğüm fotograflarından birisi...


Bir anneye yavrusu ne kadar güzel gelirmiş o gün anladım... Ben anestezinin etkisi geçer geçmez, sabah 05.00’da, onu görmeye gittim. İlk defa emzirdim. 


Minik yavrum çok zor emiyordu ama emiyordu.. İki cok cok yapıp yoruluyordu, hemen uykuya dalıyordu… Çok zayıftı, 2100 gr doğdu, 1946 gr olarak taburcu oldu ve bizimle beraber evimize geldi. 2 gün önce çıktığımız kapıdan, kollarımızda bebeğimizle döneceğimiz hiiiçç aklımıza gelmezdi... İşte anne baba olarak yepyeni hayatımız böyle başladı...
Bu arada birsürü çikolatam ve hediyelerim oldu doğumdan sonra...hatta kapı süsüm, ziyaretçilerime hediyelerim bile oldu... Ne kadar sevildiğimi ve şanslı olduğumu bir kez daha anladım... O gün yanımızda olan ailelerimiz, tüm dostarımız, akrabalarımız, hocalarımız hepinize ne kadar teşekkür etsek az...
Bu yazının ana fikri 1. Su dediğin öyle foşur foşur gelmeyebiliyormuş!
Bu yazının ana fikri 2. Hamilelik dönemi öyle savsaklamaya gelmez hemen geceliğinizi, terliğinizi alın:)





27 Ocak 2014 Pazartesi

DEMİR ADAM/SANISH HAMILEYMISH!!! :))


http://www.youtube.com/watch?v=Ff4qGOoyFZ8
İşte hayatımı değiştiren ses bu linkte saklı… Tam 9 hafta 6 günlük hamileyim!!! İçimden tren yolu geçiyor sanki… kalbi olan küçücük bir noktacık O :)) İşte bizim hayatımız içimde atmaya başlayan bu kalple yeni bir forma kavuştu:)

Demir, namı diğer “Demir Adam”ın içimdeki varlığımı öğrendiğimde kendisi henüz 5 haftalıktı. Hep hamile olunca idrar testi yapıp fotoğrafını çekeceğimi düşünmüştüm fakat hiç idrar testi yapmadım. Ben de kan tahlilimin sonucunu çektim artık ne yapalım:)


                           Bu arada yukarıdaki tahlil sonucunda doğum tarihim yanlış yazılmış!!:))

17 Ocak 2014 Cuma

SANISH/ YENİDEN MERHABA


Sonunda beklenen gün geldiiii :) Bloguma yeniden yazmak için hep fırsat yaratmaya çalışıyordum, fakat hep bir mazeretim vardı! En sonunda bu cuma şeytanın bacağını kırmaya karar verdim:)Veee  sizlere bu cuma yeniden merhaba diyorum...
Cuma günleri oldum olası en sevdiğim gündür ve ne tesadüftür ki hep hayatımı değiştirecek ya da beni şaşırtacak olaylar Cuma günleri başıma gelir.. Bu yüzden olsa gerek hep Cuma günü doğum yapacağımı düşünmüştüm… Bir Cuma sabahı sancılanıp  aniden hastane yollarına düşebileceğimi ya da bir Cuma sabahı gidip sezeryanla doğum yapabileceğimi… Öyle olmasa, Aceleci oğlum Çarşamba gelmeyi tercih etse de  Cuma günü minicik bebeğim kuvezden çıkarak kollarım da bizimle beraber evimize geldi… Yani bu konuda da Cumaya hakkını vermek lazım:))


30 Eylül 2012 Pazar

SANISHOBI/MUHTEŞEM ÇARŞAMBA!!!

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba:) Günler o kadar hızlı ve yoğun geçiyor ki biraz ara vermek zorunda kaldım:(
Fakat tabi ki boş durmadım. Zaten boş boş oturmayı bir türlü beceremiyorum. Özellikle televizyon izleme konusunda bir dikkat eksikliğim var!! Elimde bir şeyle uğraşmıyorsam ya uykuya dalıyorum, ya da hayallere:))) İşte bugün anlatacaklarım bu dikkat eksikliğinin eserleri....
 
Malum her Çarşamba "Muhteşem Yüzyıl" günü. Yani "Muhteşem Çarşamba" :) Dizi başladığından bugüne kadar biz her Çarşamba Ayşegüllerle (Büyük Görümcem) bir aradayız. Ayşegül çok beceriklidir, hani bana "çok marifetlisin" diyenler varya Ayşegül'ü henüz tanımıyorlar;) Neyse ben dizinin başladığı ilk haftalarda dikkatim dağılmasın diye bir çiçek motifi yapmayı öğrendim. Gittim iplerimi aldım ve her çarşamba dizi boyunca çiçeklerimi yaptım. Böylelikle hem dikkatim dağılmadan diziyi izleyebildim hem de tam 240 tane çiçeğim oldu:)))
 


14 Eylül 2012 Cuma

SANISHOBI/KUTU MASALI :)))))))

Bir varmış bir yokmuş, çooookkk uzak diyarlarda yaşamkent denen güzel mi, güzel bir yer varmııışşş. Yaşamkentte alışveriş yapmayı çok seven Sanish isimli bir kız yaşarmış. Sanish ne zaman dışarı çıksa elinde kutularla eve dönermiş. Gel zaman git zaman evde kutular çoğalmış çoğalmış çoğalmıııış. Sanish’in o kadar çok kutusu olmuş ki bir odanın tamamı kutularla dolmuş!!!!!
Günlerden bir gün Sanish korkarak kutu odasına girmiş. Kafasına, ayağına, eline, koluna bir kutu düşecek korkusuyla yüreği pıt pıt atarak bir tanesini çekip almış ve hemen odanın kapısını kapatmış! Sonra oturmuş televizyonun karşısına ve bu kutuyu bir güzel çift taraflı bantla kaplamış. Sonra mı ? Sonraaaaa almış eline bir tığ ve upuzuuunnnnn bir zincir çekmiş…. Bakın bu kutu ne hale gelmiş….
 

Sanish bu kutunun içine mumlarını koymuş....

 

Sanish yaptığı kutuyu çok beğenmiş. Ertesi gün tekrar kutu odasına girmiş ve acele ve panikle bir kutu daha almış. O kutuyu da zincirle kaplamış...
 
 
Sanish bu kutuya da artık kullanmadığı aynalarını koymuuuşşş....
 
 
 
Günler haftaları, haftalar ayları kovalamış. Sanish kutu odasına artık korkmadan giriyormuş çünkü kutular birer birer azalıyormuş... Azalan kutular karşısında Sanish daha çok alışveriş yapabileceğine karar vermiiişşş... :))))
 
Veeeee gökten 3 kutu düşmüüüşşş...
 
 
Birisi Ayşegül'e...


 
Fotograflarını koyması için....
 
 
Diğeri Özgeye....

 
Faturalarını koymaları için....
 

Bu da Arcayaaa....

 
İçine CD'lerini koyması için....
 
Şimdi söyleyin bakalım bu masalın ana fikri nedir?

6 Eylül 2012 Perşembe

KAHVE/LATTENİZİ NASIL ALIRSINIZ?

Geçen gün yazdığım “Terrarium “ postunda minik bahçemden çok yanına koyduğum “Ice Karamel Latte”  dikkat çekti!!! “Onu içtin mi?” “Nasıl yaptın?” soruları birbirini kovaladı. Bunun üzerine ben de nasıl yaptığımı sizlerle paylaşmak istedim.
 
 
 
İyi bir kahvenin sırrı taze çekilmiş olmasında saklı. Sevgili arkadaşımız Murat’ın bize kahve öğütücüsü hediye ettiği günden beri kahvelerimi hep çekirdek olarak alıp, yapacağım kahvenin özelliğine göre inceliğini ayarlayarak çekiyorum. Veee her yer miss gibi taze çekilmiş kahve kokuyor…
 
 
Sonraki aşama espresso yapımı. O Starbucks’da, Gloria’da ayıla bayıla içtiğimiz kahvelerin sırrı espresso’da saklı. Eğer bir espresso makinanız varsa latte, macchiato, moca, americano, capuccino, vb. kahvelerin hepsini evinizin sıcak ortamında hazırlayabilirsiniz.
 
 
Immmmm mis gibi espresso kokusunu fotoğraftan bile alabiliyorum:)  Artık devir değişti misafirlerinize “kahveniz nasıl olsun” sorusu yerine “Lattenizi nasıl alırsınız? Karamelli mi, acıbademli mi? Soğuk mu, sıcak mı? sorularını yöneltebilirsiniz:) Böylelikle çok havalı olursunuz :))))))))))
 
 
Espressomuz hazııır… Bir bardağın 3/2’sini sütle dolduruyoruz. Daha sonra yaptığımız espresoyu bardağın kenarından yavaşça sütün içine doğru karıştırıyoruz. Süt altta, kahve üste kalıyor… Bunu yapmak emin olun hiç zor değil.
 
 
Karamel Latte yapacağımız için karamel şurubuna ve biraz da karamel sosa ihtiyacımız var. İçine karamel değil de çilek, hindistan cevizi, tarçın, vanilya, acıbadem vb. şuruplarından birini koyabilirsiniz. Ben lattemi kahve tadını en yoğun aldığım şekliyle yani çift espressolu ve  sade içmeyi seviyorum.
 
 
 
İçine buz da attık mı kahvemiz hazır. Sıcak yaz günlerinde, benim gibi “kahvemi içmeden uyuyamam” diyenler için, muhteşem bir içecek oluyor. Kışın mı? O zamanda sütümü mikrodalgada ısıtıyorum. Espressomu ekliyorum ve 2 dakika da lattem hazır oluyor. Aslında iyi bir latte için sütü buharla ısıtmak gerekiyor ama itiraf ediyorum ki biraz üşeniyorum, çünkü makinemin buhar püskürme özelliği biraz zayıf ve çok uzun sürüyor. Tabi bir de kurumuş sütü temizlemesi zor geliyor :)
Kahvenizi yudumlarken yanınızda lezzette lezzet katan dost sohbetlerinize ve masum dedikodularınıza (!) eşlik etmesi için


www.coffeeplaylist.com sayfasını ziyaret edebilir, kahvenizi, sohbetinizi müzikle şenlendirebilirsiniz.
Afiye olsun :)


 
 

1 Eylül 2012 Cumartesi

SANISHOBI/CAM FANUSTA BAHÇE -TERRARIUM

Her zaman evimizde, tatile giderken bile konuya komşuya emanet ettiğimiz, çiçeklerimiz oldu. Ben de evlenirken buzdolabı, çamaşır makinesi, koltuk, dolap alışverişine bir de yeşil yapraklı bitkileri ve çiçekleri ekledim:) Henüz bulaşık makinemiz yoktu ama yukamız, dracenamız, sardunyalarımız tamamdı:)
Benim yeşil yaprak düşkünlüğümü bilen canım arkadaşım Özge geçen hafta “Sanish sana bir şey hazırlıyorum bayılacaksın, hatta sen de yapacaksın” dediğinde 3 gün boyunca acaba Özge ne yapıyor diye hafiye gibi araştırdım!! Özgem itiraf ediyorum “bakma n’olur” dedin ama takip ettiğin bloglara , facebook’da beğendiğin sayfalara bile baktım ama bulamadım:(  Tabi hep yanlış iz sürmüşüm, pastacılık, kahve yapımı ya da tığla-şişle-yünle yapılan bir şeyler aramıştım... Oysa ki Canım arkadaşım bana bir “Terrarium” yapmakla uğraşıyormuş!! Evet doğru okuyorsunuz “Terrarium” !!!
 
 
İşte bu Özgem’in benim için hazırladığı Terrarium :) Terrarium yoğun nem isteyen bitkilerden oluşan bir çeşit akvaryum. Bitkiler ağzı kapalı ortamda nefes alıyor, terliyor, sonra fanusunuzun ya da kavanozunuzun içinde damlacıklar oluşuyor. Yani bir nevi küçük bir seranız oluyor.
 
Aslında terrarium kertenkele, solucan, vb. sürengenler için yapay bir yaşam alanı olarak da hazırlanıyormuş. Bir nevi karada yaşayan hayvanlar akvaryumu oluyormuş. Seçtiğiniz canlının gereksinimleri doğrultusunda doğal bir ortam-yaşam alanı- hazırlıyormuşsunuz. Mesela kertenkele için ağaç dalları, vb. ekliyormuşsunuz. Neyseki her türlü börtü böcekten korkan benim terrariumumda sadece şirin bitkiler, taşlar ve ağaç kabukları var:)
Eğer ilginizi çektiyse google görsellerde çok farklı çeşitleri var. Nasıl yapılacağı, nasıl bakılacağı ile ilgili ayrıntılı bilgilere ve videolara da  ulaşabiliyorsunuz.
 
 
Terrarium’un bol ışık alması ve ağzının kapalı kalması gerekiyormuş. Ben de balkonda cam kenarına koydum. Öğlen kahvemi içerken de küçük bahçemi  bol bol inceledim:)
Özgemmm çoook teşekkür ederim, beni çok mutlu ettin:))) Böyle orijinal ürünlerin beyni sensin;)
 
Herkese keyifli sohbetlerle dolu bir hafta sonu diliyorum....