30 Ocak 2014 Perşembe
SANISH'IN YEPYENİ BLOG TASARIMI :)
DEMİR ADAM/ SANISH DOĞUM YAPMISH!!!
Sanish Hamileymish postunda da yazdığım gibi (http://sanishneyapmish.blogspot.com.tr/2014/01/sanish-hamileymish.html) fazla yemekten göbeğim mesaneme baskı yapıyor ve o nedenle idrarımı tutamıyorum zannetmiştim. Bütün gece tuvalet ve yatak arasında mekik dokurken “ne vardı o kadar yiyecek” diye kendime kızdım durdum. Daha sonra da idrar yolu enfeksiyonu olduğuma karar verdim, çünkü artık yediklerimden eser kalmamıştı. Sabah 08.40’da dersim vardı acaba ona gidip daha sonra mı doktora gitsem yoksa dersi mi iptal etsem diye düşünüp durdum. Neyseki önce doktora gitmişim!!
Giderken annemi aradım bana “sakın suyun gelmiş olmasın” deyince “yok canım ne alakası var belki de idrar yolu iltihabı oldum ben” dedim. Hastaneye ulaştığımızda sekreter kızlarda suyunuz gelmiş olabilir dediğinde ben hala “İdrar yolu enfeksiyonu” sayıklıyordum, öyleki doktorum gelip “her şey çok yolunda gidiyordu ama” deyince bile ben hala “heralde idrar yolu enfeksiyonu oldum “ dedim. O kadar emindim ki suyumun gelmediğinden doktor ultrasonla bakarken, her kontrolde olduğu gibi, eşime de görüntüleri kayda almasını bebeğimizi göreceğimizi söyledim… İşte o görüntüler…
http://www.youtube.com/watch?v=80cDCL8wqeQSu yok, burda da yok, burda da yok, burda da!!!!Şok şok şok!!! “Bu bebek bugün doğacak” dediğinde doktorum, ben ne dedim biliyor musunuz? “Ama benim geceliğim bile yok!” Allah o gün bana bir saflık verdi, iyi ki de verdi:) Yaw bebek 1,5 ay erken doğuyor, nefes alır mı, sağlıklı olur mu, kuvezde kalır mı bi onu düşün neymiş geceliğim yokmuş!! Neyse doktorum büyük bir sakinlikle yandaki bebek mağazasından gecelik alabileceğimi (!) söyledikten sonra “bebeğim ölür mü” diye sordum. Birden doktorum gözlerini kocaman açtı, tahtaya vurdu ve bana “bu bebek doğar ve yaşar, belki birkaç gün kuvezde kalması gerekebilir” dedi. işte bana “bu bebek yaşar” dedi ya bütün gün bu cümle kulaklarımda çınladı. Hala da ilk günkü gibi kulaklarımda…
Ama geceliğim bile yoktu… Her şeyi doğum iznimde yapacaktım. Başıma ne takacağım, nasıl bir gecelik giyeceğim, hastane odası nasıl süslenecek, ikramlar ne olacak, hangi fotografçı doğum fotoraflarını çekecek hepsi aklımdaydı… Ama o anda hepsi anlamını yitirdi…Tek bir şey istiyordum, bebeğim doğduğu anda nefes alsın… Doktorum bana bebeğin ciğerlerinin gelişimini sağlamak ve bebeği enfeksiyondan korumak için iki iğne yaptırdı ve “en iyi yoğun bakım anne karnıdır, akşama kadar bekleyeceğiz” dedi. Peki ben ne dedim biliyor musunuz “Armada’ya gidebilir miyim?” diyorum ya bir saflık çöktü!! Adam bana su bile içmeyeceksin diyor, ben bir kahve bile içemez miyim diyorum!!
Hastanedeki tüm odalar dolu olduğu için biz koridordaki koltuklarda öğleden sonraya kadar bekledik. Arada doktorun odasına gidip kalp atışlarını dinledik…Bu arada herkese haber verdik, herkes koşa koşa hastaneye annem,babam, abim ve eşi ise koşa koşa alışverişe gitti. Malum bana gecelik lazım, o da bu gece lazım :)
Hiç ağlayıp sızlanmadım mı tabiki ağladım ne yapacağımı bilemedim. Ama sonra birden “bu bebek doğar ve yaşar” cümlesi kulaklarımda çınlamaya başladı… Doğacak ve yaşayacaktı zaten biz onun adını “Demir” koyacaktık. Adı gibi olacaktı,güçlü, sağlıklı...
Akşam 18.00’da beni ameliyathaneye aldılar… Epduralim takıldı, zerre kadar canım acımadı… Ameliyat ekibi o kadar iyiydi ki bana çok destek oldular. Doktorum gelip gözlerimin içine baktı ve nasılsın diye sordu. Cevabım “korkuyorum” oldu… evet korkuyordum ve gün boyu bu duygumu baskılayıp durmuştum… Epiduralim biraz eksik yapılmış, bu yüzden beni azıcık bayıltmışlar. İşte bana nasıl bir ilaç yaptılarsa doğumdan sonra sürekli bir Gül Hanım (anestezi uzmanı) sayıklayıp, durmuşum! “Gül Hanım nerde?”, “Gül Hanım çok teşekkür ederim”, “Gül hanım benim elimi tuttu”, “Gül Hanım benim başımı okşadı”, “Tamer Bey nerde?”, “Tamer bey çok teşekkür ederim”, “Aşkım bak oğlumuz oldu”…. Neyse ki bunların hiçbirini hatırlamıyorum ! :))))
Tabi tek hatırlamadığım bunlar değil. Bebeğimin ilk çıktığı anı da kaçırdım, ama gözümü açtığımda bebeğim yanımda avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Eşim de ameliyathanede yanımızdaydı. Bebeğimiz nefes alıyordu evet “doğmuştu ve yaşıyordu” bundan daha büyük bir mutluluk yoktu… İşte o an…
Ağlıyordu, avazı çıktığı kadar bağırıyordu!! Bebeğinin ağlamasının anneyi mutlu ettiği tek an...
Doğar doğmaz kucağıma alamadım, koklayamadım ama nefes aldığını görmek bu hayatta tattığım en büyük mutluluktu...Tabi bebeğimi odaya getirmediler, 2 gün kuvezde kaldı.. İlk yakından görüşüm eşim getirdiği fotograflarla oldu...İlk gördüğüm fotograflarından birisi...
Bir anneye yavrusu ne kadar güzel gelirmiş o gün anladım... Ben anestezinin etkisi geçer geçmez, sabah 05.00’da, onu görmeye gittim. İlk defa emzirdim.
Bir anneye yavrusu ne kadar güzel gelirmiş o gün anladım... Ben anestezinin etkisi geçer geçmez, sabah 05.00’da, onu görmeye gittim. İlk defa emzirdim.
Minik yavrum çok zor emiyordu ama emiyordu.. İki cok cok yapıp yoruluyordu, hemen uykuya dalıyordu… Çok zayıftı, 2100 gr doğdu, 1946 gr olarak taburcu oldu ve bizimle beraber evimize geldi. 2 gün önce çıktığımız kapıdan, kollarımızda bebeğimizle döneceğimiz hiiiçç aklımıza gelmezdi... İşte anne baba olarak yepyeni hayatımız böyle başladı...
Bu arada birsürü çikolatam ve hediyelerim oldu doğumdan sonra...hatta kapı süsüm, ziyaretçilerime hediyelerim bile oldu... Ne kadar sevildiğimi ve şanslı olduğumu bir kez daha anladım... O gün yanımızda olan ailelerimiz, tüm dostarımız, akrabalarımız, hocalarımız hepinize ne kadar teşekkür etsek az...
Bu yazının ana fikri 1. Su dediğin öyle foşur foşur gelmeyebiliyormuş!
Bu yazının ana fikri 2. Hamilelik dönemi öyle savsaklamaya gelmez hemen geceliğinizi, terliğinizi alın:)
Etiketler:
Demir Adam,
doğum,
erken doğum,
Prematüre
27 Ocak 2014 Pazartesi
DEMİR ADAM/SANISH HAMILEYMISH!!! :))
http://www.youtube.com/watch?v=Ff4qGOoyFZ8
İşte hayatımı değiştiren ses bu linkte saklı… Tam 9 hafta 6 günlük hamileyim!!! İçimden tren yolu geçiyor sanki… kalbi olan küçücük bir noktacık O :)) İşte bizim hayatımız içimde atmaya başlayan bu kalple yeni bir forma kavuştu:)
Demir,
namı diğer “Demir Adam”ın içimdeki varlığımı öğrendiğimde kendisi henüz 5
haftalıktı. Hep hamile olunca idrar testi yapıp fotoğrafını çekeceğimi
düşünmüştüm fakat hiç idrar testi yapmadım. Ben de kan tahlilimin sonucunu
çektim artık ne yapalım:)
17 Ocak 2014 Cuma
SANISH/ YENİDEN MERHABA
Sonunda
beklenen gün geldiiii :) Bloguma yeniden yazmak için hep fırsat yaratmaya çalışıyordum, fakat hep bir mazeretim vardı! En sonunda bu cuma şeytanın bacağını kırmaya karar verdim:)Veee sizlere bu cuma yeniden merhaba diyorum...
Cuma günleri oldum olası en sevdiğim gündür ve ne tesadüftür ki hep hayatımı
değiştirecek ya da beni şaşırtacak olaylar Cuma günleri başıma gelir.. Bu
yüzden olsa gerek hep Cuma günü doğum yapacağımı düşünmüştüm… Bir Cuma sabahı
sancılanıp aniden hastane yollarına
düşebileceğimi ya da bir Cuma sabahı gidip sezeryanla doğum yapabileceğimi…
Öyle olmasa, Aceleci oğlum Çarşamba gelmeyi tercih etse de Cuma günü minicik bebeğim kuvezden çıkarak kollarım
da bizimle beraber evimize geldi… Yani bu konuda da Cumaya hakkını vermek lazım:))
30 Eylül 2012 Pazar
SANISHOBI/MUHTEŞEM ÇARŞAMBA!!!
Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba:) Günler o kadar hızlı ve yoğun geçiyor ki biraz ara vermek zorunda kaldım:(
Fakat tabi ki boş durmadım. Zaten boş boş oturmayı bir türlü beceremiyorum. Özellikle televizyon izleme konusunda bir dikkat eksikliğim var!! Elimde bir şeyle uğraşmıyorsam ya uykuya dalıyorum, ya da hayallere:))) İşte bugün anlatacaklarım bu dikkat eksikliğinin eserleri....
Malum her Çarşamba "Muhteşem Yüzyıl" günü. Yani "Muhteşem Çarşamba" :) Dizi başladığından bugüne kadar biz her Çarşamba Ayşegüllerle (Büyük Görümcem) bir aradayız. Ayşegül çok beceriklidir, hani bana "çok marifetlisin" diyenler varya Ayşegül'ü henüz tanımıyorlar;) Neyse ben dizinin başladığı ilk haftalarda dikkatim dağılmasın diye bir çiçek motifi yapmayı öğrendim. Gittim iplerimi aldım ve her çarşamba dizi boyunca çiçeklerimi yaptım. Böylelikle hem dikkatim dağılmadan diziyi izleyebildim hem de tam 240 tane çiçeğim oldu:)))
14 Eylül 2012 Cuma
SANISHOBI/KUTU MASALI :)))))))
Bir varmış bir yokmuş, çooookkk uzak diyarlarda yaşamkent
denen güzel mi, güzel bir yer varmııışşş. Yaşamkentte alışveriş yapmayı çok
seven Sanish isimli bir kız yaşarmış. Sanish ne zaman dışarı çıksa elinde
kutularla eve dönermiş. Gel zaman git zaman evde kutular çoğalmış çoğalmış
çoğalmıııış. Sanish’in o kadar çok kutusu olmuş ki bir odanın tamamı kutularla
dolmuş!!!!!
Günlerden bir gün Sanish korkarak kutu odasına girmiş.
Kafasına, ayağına, eline, koluna bir kutu düşecek korkusuyla yüreği pıt pıt
atarak bir tanesini çekip almış ve hemen odanın kapısını kapatmış! Sonra oturmuş
televizyonun karşısına ve bu kutuyu bir güzel çift taraflı bantla kaplamış.
Sonra mı ? Sonraaaaa almış eline bir tığ ve upuzuuunnnnn bir zincir çekmiş…. Bakın
bu kutu ne hale gelmiş….
Sanish bu kutunun içine mumlarını koymuş....
Sanish yaptığı kutuyu çok beğenmiş. Ertesi gün tekrar kutu odasına girmiş ve acele ve panikle bir kutu daha almış. O kutuyu da zincirle kaplamış...
Sanish bu kutuya da artık kullanmadığı aynalarını koymuuuşşş....
Günler haftaları, haftalar ayları kovalamış. Sanish kutu odasına artık korkmadan giriyormuş çünkü kutular birer birer azalıyormuş... Azalan kutular karşısında Sanish daha çok alışveriş yapabileceğine karar vermiiişşş... :))))
Veeeee gökten 3 kutu düşmüüüşşş...
Birisi Ayşegül'e...
Fotograflarını koyması için....
Diğeri Özgeye....
Faturalarını koymaları için....
Bu da Arcayaaa....
İçine CD'lerini koyması için....
Şimdi söyleyin bakalım bu masalın ana fikri nedir?
6 Eylül 2012 Perşembe
KAHVE/LATTENİZİ NASIL ALIRSINIZ?
Geçen gün yazdığım “Terrarium “ postunda minik
bahçemden çok yanına koyduğum “Ice Karamel Latte” dikkat çekti!!! “Onu içtin mi?” “Nasıl
yaptın?” soruları birbirini kovaladı. Bunun üzerine ben de nasıl yaptığımı sizlerle
paylaşmak istedim.
İyi bir kahvenin sırrı taze çekilmiş olmasında saklı.
Sevgili arkadaşımız Murat’ın bize kahve öğütücüsü hediye ettiği günden beri
kahvelerimi hep çekirdek olarak alıp, yapacağım kahvenin özelliğine göre
inceliğini ayarlayarak çekiyorum. Veee her yer miss gibi taze çekilmiş kahve
kokuyor…
Sonraki aşama espresso yapımı. O Starbucks’da,
Gloria’da ayıla bayıla içtiğimiz kahvelerin sırrı espresso’da saklı. Eğer bir
espresso makinanız varsa latte, macchiato, moca, americano, capuccino, vb.
kahvelerin hepsini evinizin sıcak ortamında hazırlayabilirsiniz.
Immmmm mis gibi espresso kokusunu fotoğraftan bile
alabiliyorum:) Artık devir değişti
misafirlerinize “kahveniz nasıl olsun” sorusu yerine “Lattenizi nasıl
alırsınız? Karamelli mi, acıbademli mi? Soğuk mu, sıcak mı? sorularını yöneltebilirsiniz:)
Böylelikle çok havalı olursunuz :))))))))))
Espressomuz hazııır… Bir bardağın 3/2’sini sütle
dolduruyoruz. Daha sonra yaptığımız espresoyu bardağın kenarından yavaşça sütün
içine doğru karıştırıyoruz. Süt altta, kahve üste kalıyor… Bunu yapmak emin
olun hiç zor değil.
Karamel Latte yapacağımız için karamel şurubuna ve
biraz da karamel sosa ihtiyacımız var. İçine karamel değil de çilek, hindistan cevizi,
tarçın, vanilya, acıbadem vb. şuruplarından birini koyabilirsiniz. Ben lattemi kahve
tadını en yoğun aldığım şekliyle yani çift espressolu ve sade içmeyi seviyorum.
İçine buz da attık mı kahvemiz hazır. Sıcak yaz
günlerinde, benim gibi “kahvemi içmeden uyuyamam” diyenler için, muhteşem bir
içecek oluyor. Kışın mı? O zamanda sütümü mikrodalgada ısıtıyorum. Espressomu
ekliyorum ve 2 dakika da lattem hazır oluyor. Aslında iyi bir latte için sütü
buharla ısıtmak gerekiyor ama itiraf ediyorum ki biraz üşeniyorum, çünkü
makinemin buhar püskürme özelliği biraz zayıf ve çok uzun sürüyor. Tabi bir de
kurumuş sütü temizlemesi zor geliyor :)
Kahvenizi yudumlarken yanınızda lezzette lezzet katan
dost sohbetlerinize ve masum dedikodularınıza (!) eşlik etmesi için
www.coffeeplaylist.com sayfasını ziyaret edebilir, kahvenizi,
sohbetinizi müzikle şenlendirebilirsiniz.
Afiye
olsun :)
1 Eylül 2012 Cumartesi
SANISHOBI/CAM FANUSTA BAHÇE -TERRARIUM
Her zaman evimizde, tatile
giderken bile konuya komşuya emanet ettiğimiz, çiçeklerimiz oldu. Ben de
evlenirken buzdolabı, çamaşır makinesi, koltuk, dolap alışverişine bir de yeşil
yapraklı bitkileri ve çiçekleri ekledim:) Henüz bulaşık makinemiz yoktu ama
yukamız, dracenamız, sardunyalarımız tamamdı:)
Benim yeşil yaprak düşkünlüğümü
bilen canım arkadaşım Özge geçen hafta “Sanish sana bir şey hazırlıyorum
bayılacaksın, hatta sen de yapacaksın” dediğinde 3 gün boyunca acaba Özge ne
yapıyor diye hafiye gibi araştırdım!! Özgem itiraf ediyorum “bakma n’olur”
dedin ama takip ettiğin bloglara , facebook’da beğendiğin sayfalara bile baktım
ama bulamadım:( Tabi hep yanlış iz
sürmüşüm, pastacılık, kahve yapımı ya da tığla-şişle-yünle yapılan bir şeyler
aramıştım... Oysa ki Canım arkadaşım bana bir “Terrarium” yapmakla
uğraşıyormuş!! Evet doğru okuyorsunuz “Terrarium” !!!
İşte bu Özgem’in benim için
hazırladığı Terrarium :) Terrarium yoğun nem isteyen bitkilerden oluşan bir çeşit
akvaryum. Bitkiler ağzı kapalı ortamda nefes alıyor, terliyor, sonra
fanusunuzun ya da kavanozunuzun içinde damlacıklar oluşuyor. Yani bir nevi
küçük bir seranız oluyor.
Aslında terrarium kertenkele,
solucan, vb. sürengenler için yapay bir yaşam alanı olarak da hazırlanıyormuş.
Bir nevi karada yaşayan hayvanlar akvaryumu oluyormuş. Seçtiğiniz canlının
gereksinimleri doğrultusunda doğal bir ortam-yaşam alanı- hazırlıyormuşsunuz.
Mesela kertenkele için ağaç dalları, vb. ekliyormuşsunuz. Neyseki her türlü
börtü böcekten korkan benim terrariumumda sadece şirin bitkiler, taşlar ve ağaç
kabukları var:)
Eğer ilginizi çektiyse google
görsellerde çok farklı çeşitleri var. Nasıl yapılacağı, nasıl bakılacağı ile
ilgili ayrıntılı bilgilere ve videolara da
ulaşabiliyorsunuz.
Terrarium’un bol ışık alması ve
ağzının kapalı kalması gerekiyormuş. Ben de balkonda cam kenarına koydum. Öğlen
kahvemi içerken de küçük bahçemi bol bol inceledim:)
Özgemmm çoook teşekkür ederim, beni çok mutlu ettin:)))
Böyle orijinal ürünlerin beyni sensin;)
Herkese keyifli sohbetlerle dolu bir hafta sonu diliyorum....
30 Ağustos 2012 Perşembe
ŞEKERHAMURU/30 AĞUSTOS PASTASI VE KARŞINIZDA "MY CAKE BOSS" :)
30 Ağustos Zaferi'nin 90. yılı bizim evde şenliklerle kutlanıyor:) Sabah kalkar kalkmaz bayrağımızı penceremize astık ve resmi geçit töreninin ardından "ilk pasta denememizi" yaptık:) Yaptık diyorum çünkü pastanın asıl mimarı eşim oldu!!! Meğer bizim evde de bir "Cake Boss" varmış da haberim yokmuş!
Önce şeker hamurunu açtı...
Sonra rötuş yaptı ve hooop pastanın üzerine attı:)
Önce geniş ağızlı bir kupayla büyük bir daire yaptı...
Sonra küçük bir su bardağıyla büyük daireden bir daire daha çıkararak "ay" yaptı..
Sonra da bıçağı eline aldı ve bir de yıldız yaptı veeee...
İşte karşınızda "30 Ağustos Zafer Bayramı" pastamız:)
Peki ben mi ne yaptım? Ben de pastayı hazırladım, kenarına şeker hamurundan şerit yaptım, ve fotoğraflarını çekerek yayına hazırladım:))) Unutmadan bir de etrafı topladım! Şimdiii güzel bir latte yapıp bir dilim yeme zamanı:))
Herkesin Zafer Bayramı kutlu olsun... ;)
28 Ağustos 2012 Salı
KURABİYE/BAHAR'IN "DOKTORA" KURABİYELERİ :)
Dün sevgili arkadaşım Bahar'ın doktora tez sınavı vardı. Her zaman başarılı ve titiz çalışmalara imzasını atan arkadaşım elbetteki bu sınavdan da başarıyla geçti:) Tabi ben de durur muyum üzerinde "Dr. Kaysılı" yazan kurabiyelerimi yaptım ve sınavdan önce jürinin bilinç altına işledim:))
İşte karşınızda Dr. Bahar KEÇELİ KAYSILI kurabiyeleri:)
Sanatsal çekim yapmaya çalışmadan olmaz:)
Tabi gene bu kurabiyelerin poşetlenme ve kurdelelenme aşamaları var!! Şu kurdele işine pratik ve estetik başka bir çözüm önerisi olan var mı?
Sevgili arkadaşım umarım en kısa zamanda Doç.Dr. Bahar KEÇELİ KAYSILI kurabiyelerini de yaparım:)) Tabi bunu yazmak için çoooookkk büyük bir kurabiye kalıbına ihtiyacım olacak;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





